Konunun en kritik bilgileri — hızlı tekrar için.
18. yüzyıl Aydınlanma Çağı, insanın aklını kullanarak batıl inanç ve otoriteden kurtulmasını hedefledi. Kant'ın sloganı aklını kullanma cesaretidir.
Kant, bilginin duyu verileriyle başladığını ama aklın kategorileriyle biçimlendiğini savundu. Böylece rasyonalizm ile empirizmi birleştirdi.
Kant'a göre biz nesneleri kendinde oldukları gibi numen değil, bize göründükleri gibi fenomen olarak biliriz.
Kant'ın ödev ahlakında bir eylem, herkes için geçerli evrensel yasa olabilecekse ahlakidir. Buna kategorik imperatif denir.
Empirist Hume, neden-sonuç bağının zorunlu olmadığını, olayların tekrarından doğan bir alışkanlık olduğunu ileri sürdü.
Hegel'e göre tarih ve düşünce tez, antitez ve sentez aşamalarıyla ilerler. Gerçeklik mutlak ruhun kendini açması sürecidir.
Marx, tarihin motorunun sınıf çatışması olduğunu ve ekonomik altyapının toplumu belirlediğini savundu. Buna tarihsel materyalizm denir.
Rousseau'ya göre insan doğuştan iyi ve özgürdür; onu toplum bozar. Meşru düzen genel iradeye dayanan sözleşmeyle kurulur.
Schopenhauer'a göre dünyanın özü akıl değil, kör ve doyumsuz bir yaşama istemidir. Bu istem sürekli acının kaynağıdır.
Nietzsche geleneksel ahlakı eleştirdi. Tanrı öldü diyerek yeni değerler yaratan üstinsan ve güç istenci kavramlarını ortaya koydu.
Rousseau, Emile'de çocuğun doğasına saygı gösteren, gelişim evrelerine uygun ve deneyimle öğrenmeye dayanan doğal bir eğitim önerir.
Nietzsche'ye göre efendi ahlakı gücü, soyluluğu ve yaşam sevincini 'iyi' sayar.
Kant'a göre estetik beğeni yargısı, nesnenin varlığına yönelik hiçbir çıkar gözetmeksizin duyulan bir hoşlanmadır.
Condillac, Locke'un ampirizmini uca taşıyarak tüm zihinsel yetilerin duyumdan türediğini savunur.
Nietzsche 'Tanrı öldü' derken bir kanıt değil, kültürel bir durum saptar: Modern çağda dinin ve ona dayalı değerlerin toplum üzerindeki kurucu otoritesi çökmüştür.
Hume, 'güneş yarın da doğacak' gibi genellemelerin gözlemlenen örneklerden mantıksal zorunlulukla çıkarılamayacağını gösterir.
Hegel'in diyalektiğinde bir kavram olan tez, kendi karşıtı olan antitezi doğurur; bu karşıtlık daha yüksek bir birlik olan sentezde aşılarak korunur.
Adam Smith'e göre ahlaki yargılarımızın kaynağı, başkalarının duygularını hayal gücüyle paylaşabilme yetisi olan sempatidir.
Kant, bilginin nesneye uyduğu geleneksel varsayımını tersine çevirir: Nesneler, öznenin a priori bilme formlarına, yani uzay, zaman ve kategorilere uyar.
Aufhebung, Hegel diyalektiğinin üçlü anlamını taşır: Bir aşama aşılırken olumsuzlanır, özsel içeriği korunur ve daha yüksek bir birliğe yükseltilir.
Marx, Hegel'in diyalektik yöntemini korur ama onu deyim yerindeyse ayakları üstüne diker: Tarihi harekete geçiren tin değil, maddi üretim koşullarıdır.
Bentham, yasaların ve kurumların değerini 'en çok sayıda insana en büyük mutluluk' ölçütüyle değerlendirir.
Kierkegaard'a göre birey; estetik yani hazzı ve anı yaşama, etik yani ödev ve seçimle bağlanma ve dinsel yani Tanrı önünde tutkulu iman evreleri arasında bir varoluş biçimi seçer.
Kant, Aydınlanmayı insanın kendi suçuyla düştüğü ergin olamama durumundan kurtulması olarak tanımlar.
Mill, görünürün kanıtının görülmesi olması gibi, arzu edilirin de kanıtının fiilen arzu edilmesi olduğunu ileri sürer.
18. yüzyıl - 19. yüzyıl felsefesi çalışırken ana odak kavram, kuram ve örnek ayrımı kurmaktır; önce kavramı, sonra tipik soru dilini ayır.
18. yüzyıl - 19. yüzyıl felsefesi sorularında en hızlı kontrol, verilen bilginin hangi kavramı ölçtüğünü bulup çeldirici ayrımı yapmaktır.