Konunun en kritik bilgileri — hızlı tekrar için.
Bilim felsefesi, bilimin yöntemini, gelişimini ve bilgi değerini inceleyen felsefe dalıdır.
Bilimsel yöntemde çok sayıda tekil gözlemden yola çıkarak genel bir yargıya ulaşmaya tümevarım denir.
Popper'a göre bir kuram bilimseldir ancak yanlışlanabilirse. Deneyle çürütülemeyen önermeler bilimsel değildir.
Kuhn'a göre bilim, hakim paradigmanın bunalıma girmesiyle yaşanan devrimler yoluyla ilerler; bilim sürekli birikim değildir.
Klasik anlayışta bilim değerlerden bağımsız, nesnel ve birikimli bir üründür. Çağdaş görüşler bilimi bir etkinlik olarak da ele alır.
Dil felsefesi, sözcüklerin anlamı, dil ile dünya ilişkisi ve iletişimin nasıl mümkün olduğu sorularını araştırır.
Saussure'e göre dilsel gösterge, ses imgesi olan gösteren ile kavram olan gösterilenin birleşiminden oluşur.
Geç dönem Wittgenstein'a göre bir sözcüğün anlamı, onun dil oyunu içindeki kullanımıdır; anlam kullanımda aranır.
Viyana Çevresi'ne göre bir önerme ancak deneyle doğrulanabiliyorsa anlamlıdır; doğrulanamayan metafizik önermeler anlamsızdır.
Hempel'e göre bilimsel açıklama, açıklanacak olguyu genel yasalar ve başlangıç koşullarından mantıksal olarak çıkarmaktır.
Kuhn'a göre bilimsel devrim, bunalıma giren eski paradigmanın terk edilip yerine dünyayı köklü biçimde farklı gören yeni bir paradigmanın geçmesidir.
Göstergenin nedensizliği, gösteren ile gösterilen arasında doğal bir benzerlik ya da zorunluluk bulunmadığını anlatır.
Popper, doğrulanabilirliği bilimsellik ölçütü olarak reddeder; çünkü sonlu gözlemler evrensel bir yasayı asla kesin doğrulayamaz.
Bilimsel bilgi, eleştiriye ve sınamaya açık olduğu için hatalarını fark edip kendini düzeltebilir.
Erken dönem Wittgenstein, anlamlı önermenin olguların bir resmi olduğunu savunur. 'Anlam kullanımdır' ilkesiyle özetlenen bu dönüşüm, dil felsefesinde köklü bir kırılmadır.
Popper, hiçbir kuramın sonlu gözlemlerle kesin doğrulanamayacağını savunduğu için 'doğrulama' terimini kullanmaktan kaçınır.
Doğrulama yanlısı yaklaşım, bir kuramın gözlemlerle desteklendikçe doğrulanıp güç kazandığını savunur.
Bilimsel yöntem tümevarım ve tümdengelimi birlikte kullanır. Gözlemlerden genel bir yasaya varmak tümevarımdır; bu genel yasadan tekil durumlara ilişkin öndeyi çıkarmak ise tümdengelimdir.
Bilimsel bilginin olgusal olması, onun gözlem ve deneyle sınanabilen, olgu dünyasına dayanan bir bilgi olduğunu anlatır.
Klasik anlayış bilimi sürekli biriken bir bilgi süreci olarak görür. Paradigma değişimi, bir tür dünya görüşü değişimi olarak sürekliliği kırar.
Wittgenstein'ın anlam kullanımdır ilkesine göre bir sözcüğün anlamı, onun somut durumlarda nasıl kullanıldığında yatar.
Analitik önerme, doğruluğu içerdiği kavramların anlamından çıkan ve deneye gerek duymadan bilinebilen önermedir; örneğin 'bütün bekârlar evli değildir'.
Kuram, birbiriyle ilişkili yasa ve kavramları bütünleştirdiği için tek bir yasadan daha geniş bir olgu alanını kapsar.
Popper'a göre bir kuram ne kadar çok olası gözlemi dışlarsa, yani ne kadar çok şeyi yasaklarsa, o kadar çok risk alır ve o kadar kolay sınanabilir.
Austin, bir sözü söylerken üç boyut ayırt eder. Düz söz edimi, anlamlı bir cümleyi söylemenin kendisidir.
Felsefenin temel konuları (bilim ve dil felsefesi) çalışırken ana odak kavram, kuram ve örnek ayrımı kurmaktır; önce kavramı, sonra tipik soru dilini ayır.
Felsefenin temel konuları (bilim ve dil felsefesi) sorularında en hızlı kontrol, verilen bilginin hangi kavramı ölçtüğünü bulup çeldirici ayrımı yapmaktır.