Konunun en kritik bilgileri — hızlı tekrar için.
Bilgi felsefesi yani epistemoloji, bilginin kaynağını, sınırlarını ve doğruluğunu araştıran felsefe dalıdır.
Descartes ve Leibniz'in temsil ettiği akılcılığa göre kesin ve genel geçer bilgi ancak akıl yoluyla elde edilir.
Locke ve Hume'un temsil ettiği deneycilik, zihnin doğuşta boş bir levha olduğunu ve bilginin deneyle oluştuğunu savunur.
Kant'ın kritisizmine göre bilgi, deney malzemesinin aklın kategorileriyle işlenmesinden doğar; ne yalnız akıl ne yalnız deney yeter.
Kuşkuculuk, insanın kesin ve genel geçer bilgiye ulaşamayacağını savunur. Pyrrhon bu akımın öncü ismidir.
Protagoras insan her şeyin ölçüsüdür diyerek bilginin kişiden kişiye değişen göreli bir şey olduğunu ileri sürdü.
Comte'un pozitivizmine göre gerçek bilgi, gözlem ve deneyle doğrulanabilen bilimsel bilgidir; metafizik bilgi sayılmaz.
Sokrates, sorularla karşısındakinin zihnindeki doğruyu açığa çıkaran maiotik yani doğurtma yöntemini kullandı.
Gerçeklik zihinden bağımsız var olandır. Doğruluk ise bir önermenin gerçeklikle uyuşmasıdır; bilgi bu uygunlukta aranır.
Bilgi, bilen özne ile bilinen nesne arasında kurulan bağdan doğar. Bilgi kuramı bu ilişkinin niteliğini tartışır.
Yarar ile hakikat her zaman örtüşmeyebilir.
Deneye dayanmadan, salt akılla ve kavramların çözümüyle ulaşılan, deneyden bağımsız zorunlu ve genel-geçer bilgiye a priori bilgi denir.
Leibniz, Locke'un tüm bilgiyi deneye bağlayan ilkesine "aklın kendisi hariç" diyerek karşı çıkar; ona göre zihinde deneyden gelmeyen, aklın kendi doğasına ait doğuştan ilkeler vardır.
Bilinçten bağımsız bir dış gerçekliğin var olduğunu ve bilgimizin bu gerçekliği belli ölçüde doğru biçimde yansıttığını savunan tutum realizmdir.
Aristoteles, Platon'un doğuştan ideaları anlayışının aksine, bilginin duyu deneyiminden başladığını ve tekil gözlemlerden tümevarımla genel bilgiye çıkıldığını savunur.
"Hiçbir kesin bilgi yoktur" savı, kendisi kesin bir bilgi olarak öne sürüldüğünde kendini yalanlar; çünkü hiç değilse bu önermenin kesin olduğunu kabul etmek gerekir.
Husserl fenomenolojisinde bilincin daima bir nesneye, bir şeye yönelmiş olması özelliğine yönelimsellik (intentionalite) denir.
Yalnızca gözlem ve deneyle sınanabilen olgusal, bilimsel bilgiyi geçerli sayıp metafizik önermeleri bilgi dışı bırakan anlayış pozitivizmdir.
Popper'a göre bir önermenin bilimsel değeri, doğrulanabilmesinde değil, kendisini çürütecek bir gözleme açık, yani yanlışlanabilir olmasında yatar.
İnançların tek tek değil, birbirini karşılıklı destekleyen bir ağ içinde uyumlu olmakla haklılandığını savunan görüş, doğruluğu iç bağdaşıma dayandıran tutarlılık (koherentist) anlayıştır.
Uzlaşım tek başına doğruluğu güvenceye almaz.
Akıl ve deneyin aracılı, dolaylı bilgisini aşan, gerçekliği doğrudan ve bütünsel biçimde kavrayan yeti sezgidir.
Tümel uzlaşım ölçütüne göre, üzerinde herkesin ya da yetkin kişilerin birleştiği bir yargı doğru sayılır; ölçüt ortak kabul ve uzlaşmadır.
Platon, öğrenmenin sıfırdan bilgi edinmek değil, ruhun idealar dünyasında önceden edindiği bilgiyi yeniden hatırlaması olduğunu savunur; buna anamnesis denir.
Gerçeklik, zihinden bağımsız var olan nesne ya da durumdur (masanın kendisi); doğruluk ise bir yargının bu gerçeklikle uyuşmasıdır ("masa kahverengidir" yargısının olguya uyması).
Felsefenin temel konuları (bilgi felsefesi) çalışırken ana odak kavram, kuram ve örnek ayrımı kurmaktır; önce kavramı, sonra tipik soru dilini ayır.
Felsefenin temel konuları (bilgi felsefesi) sorularında en hızlı kontrol, verilen bilginin hangi kavramı ölçtüğünü bulup çeldirici ayrımı yapmaktır.