Büyüme bedensel olarak hacim ve ağırlık artışını ifade ederken, olgunlaşma organizmanın bir işi yapabilecek biyolojik düzeye ulaşmasıdır. Olgunlaşma öğrenmeden bağımsızdır.
Hazırbulunuşluk, olgunlaşmanın yanı sıra bireyin önceki öğrenmelerini, ilgi, tutum ve motivasyonunu da kapsayan daha geniş bir kavramdır.
Gelişim baştan ayağa ve içten dışa doğru gerçekleşir. Bebek önce başını tutar, sonra kollarını, en son bacaklarını kontrol edebilir.
Organizmanın çevresel uyarıcılara en açık ve öğrenmeye en yatkın olduğu zaman dilimidir. Bu dönem kaçırıldığında öğrenme çok zorlaşır veya imkansız hale gelebilir.
Aynı zaman diliminde yaşayan bireylerin, o döneme özgü savaş, teknolojik yenilik veya salgın hastalık gibi olaylardan benzer şekilde etkilenmesidir.
Şema, bireyin çevresini anlamlandırmak için oluşturduğu bilişsel yapılardır. Yeni deneyimlerle şemalar değişebilir, genişleyebilir veya yeni şemalar eklenebilir.
Çocuğun karşılaştığı yeni bir durumu, nesneyi veya olayı var olan mevcut şemalarıyla açıklamaya çalışmasıdır. Zebra gören çocuğun ona çizgili at demesi özümlemedir.
Mevcut şemaların yeni duruma uymadığı hallerde, şemanın değiştirilmesi veya yeni bir şema oluşturulması sürecidir. Çizgili at dediği zebranın ayrı bir hayvan olduğunu öğrenmektir.
Yeni bir bilgi mevcut dengeyi bozar, özümleme ve uyumsama yoluyla zihin tekrar dengeye ulaşır. Dengeleme, bilişsel gelişimin temel itici gücüdür.
Bebeklerin göz önünden kaybolan nesnelerin yok olmadığını anlamasıdır. 8-12. aylar arasında kazanılır ve belleğin kullanılmaya başlandığını gösterir.
Duyusal motor dönemin sonlarında çocuk, bir davranışı gördükten saatler veya günler sonra hafızasından geri çağırarak taklit edebilir.
İşlem öncesi dönemde çocuğun başkalarının bakış açısını anlayamaması, herkesin dünyayı kendi gördüğü gibi gördüğünü sanmasıdır.
İşlem öncesi çocuğun cansız nesnelere canlılık özellikleri atfetmesidir. Masaya çarptığında masanın canının yandığını düşünmesi tipik bir örnektir.
Çocuğun bir olay veya nesnenin sadece tek bir özelliğine dikkat edip diğer özelliklerini gözden kaçırmasıdır. Korunumun kazanılmamasının temel nedenidir.
Somut işlemler döneminde kazanılır. Çocuğun yapılan bir işlemin geriye doğru adım adım izlendiğinde başlangıç noktasına döneceğini kavramasıdır.
Bir nesnenin şekli veya mekandaki konumu değişse bile, miktar, hacim veya ağırlığında değişiklik olmayacağının anlaşılmasıdır. Somut işlemler döneminde edinilir.
Soyut işlemler döneminin özelliğidir. Birey olasılıklar üzerinden düşünebilir, kendi doğruları dışındaki doğruların da olabileceğini (görecelik) kavrar.
Çocuğun kendi başına yapabileceği ile bir yetişkin veya akran yardımıyla yapabileceği potansiyel gelişim arasındaki farktır.
Öğrenme sürecinde çocuğa verilen desteğin, çocuk beceriyi kazandıkça aşamalı olarak azaltılması ve nihayetinde tamamen çekilmesidir.
Çocuğun zor bir görevle karşılaştığında kendi kendine yüksek sesle konuşarak eylemlerini yönlendirmesidir. Düşünmenin dışa vurumudur.
Özel konuşmanın zamanla sessizleşerek bireyin zihninden geçen iç diyaloglara dönüşmesidir. Davranışın içsel rehberidir.
Bebeklik (0-1,5 yaş) döneminde ihtiyaçların anne tarafından düzenli, tutarlı ve sevgiyle karşılanması temel güven duygusunu oluşturur.
1,5-3 yaş arasında çocuk kendi başına hareket etmek ister. Aşırı koruyucu veya cezalandırıcı tutumlar çocukta kuşku ve utanç yaratır.
3-6 yaş döneminde çocuk meraklıdır, sürekli soru sorar. Merakı engellenen ve eleştirilen çocukta suçluluk duygusu gelişir.
Okul çağında (6-12 yaş) çocuk akademik ve sosyal alanlarda başarılı olmak ister. Çabaları takdir edilmeyen çocuk aşağılık duygusuna kapılır.
Ergenlik döneminde birey 'Ben kimim?' sorusuna yanıt arar. Sağlıklı bir kimlik oluşturamayan ergen rol karmaşası yaşar.
Genç yetişkinlik döneminde birey romantik ve dostane derin ilişkiler kurmak ister. Bunu başaramayanlar sosyal yalıtılmışlık yaşar.
Orta yetişkinlikte birey yeni nesillere rehberlik etmek, üretmek ve topluma faydalı olmak ister. Başaramayanlar verimsizlik ve durgunluk hisseder.
Yaşlılık döneminde birey geçmişini değerlendirir. Yaşadıklarından tatmin olanlar bütünlüğe ulaşırken, keşkeleri çok olanlar umutsuzluğa düşer.
Bireyin bir arayış (bunalım) yaşadıktan sonra kendi hür iradesiyle belli kararlara ve inançlara bağlanmasıdır.
Bireyin herhangi bir arayış yaşamadan, ailesinin veya otoritenin onun için belirlediği değerleri doğrudan kabullenmesidir.
Bireyin kimlik krizinin ortasında olması ve kalıcı bir bağlanma yapmaktan kaçınarak kararlarını ertelemesidir.
Gelenek öncesi dönemin ilk evresidir. Birey otorite ortamdaysa kurallara uyar, ceza almamak için doğru davranır. Niyetin önemi yoktur.
Birey için eylemin doğruluğu kendi ihtiyacını ne kadar karşıladığına bağlıdır. 'Sen benim sırtımı kaşı, ben seninkini' mantığı hakimdir.
Geleneksel düzeyin ilk evresidir. Davranışlar, başkaları tarafından onaylanmak ve gruba uyum sağlamak amacıyla yapılır. Niyet önemlidir.
Kurallar toplumsal düzeni korumak içindir ve istisnasız herkes tarafından uyulmalıdır. Yasalara itaat etmek en önemli ahlaki görevdir.
Gelenek sonrası düzeye geçiştir. Kuralların toplum yararına olduğu kabul edilir ancak insan haklarına uymayan yasaların değiştirilebileceğine inanılır.
Ahlaki kararlar insan hayatının kutsallığı, adalet ve eşitlik gibi evrensel vicdan ilkelerine dayanır. Kurallar evrensel değerlerle çelişiyorsa reddedilir.
Freud zihni üçe ayırır: Şu an farkında olduklarımız Bilinç, hatırlanabilenler Bilinçöncesi, bastırılmış ve ulaşılamayan dürtüler ise Bilinçdışıdır.
İd doğuştan gelir ve haz ilkesiyle çalışır. Süperego toplumun ahlaki kurallarıdır. Ego ise ikisi arasındaki dengeyi sağlayan mantıklı yürütücü birimdir.