Varlık ve kavramları karşılayan sözcüklerdir. Topluluk isimleri (ordu, meclis, deste, sürü) biçimsel olarak çoğul eki almadıkları halde anlamca birden çok varlığı karşılayan tekil yapılı kelimelerdir.
Sıfatlar (ön adlar) tek başlarına kullanılamaz; mutlaka bir ismin önüne gelerek onu nitelemeli ya da belirtmelidir. Önündeki isim düştüğünde sıfat artık sıfat olmaktan çıkar ve adlaşmış sıfata ya da doğrudan isme dönüşür.
Niteleme sıfatları isimlere sorulan 'Nasıl?' sorusuna yanıt verir ve varlıkların kalıcı özelliklerini gösterir. Belirtme sıfatları ise isimleri işaret (bu), sayı (iki), belgisizlik (bazı) ve soru (hangi) yönlerinden etkiler.
Niteleme sıfatlarının önündeki isim düştüğünde ve sıfat o ismin anlamını/çekim eklerini üstlendiğinde adlaşmış sıfat oluşur. Örneğin, 'yaşlı insanlar' yerine 'yaşlılar' denmesi bu duruma örnektir.
İsim olmadıkları halde cümle içinde geçici olarak isimlerin yerini tutan sözcüklere zamir (adıl) denir. Sözcük halindeki zamirler kişi, işaret, belgisiz ve soru zamirleri olmak üzere dört ana gruba ayrılır.
'O' ve 'onlar' sözcükleri insan isimlerinin yerini tutuyorsa şahıs (kişi) zamiridir. İnsan dışı bir varlığın veya nesnenin yerini tutuyorsa işaret zamiridir (örn: 'O, sınıfta birinci oldu.' [Şahıs] / 'O, çantada kalmış.' [İşaret]).
Zarflar sadece fiilleri değil; fiilimsileri, sıfatları ve hatta kendi türünden olan diğer zarfları da durum, zaman, miktar, yer-yön veya soru yönünden sınırlayan, açıklayan sözcüklerdir.
Yer-yön bildiren sözcüklerin (aşağı, yukarı, içeri, dışarı, ileri, geri) zarf olabilmesi için çekim eki almadan fiili/fiilimsiyi etkilemesi gerekir. Eğer yönelme veya bulunma gibi hal eklerini alırlarsa isimleşirler (örn: 'İçeri girdi' [Zarf] / 'İçeriye girdi' [İsim]).
Edatlar (ilgeçler) tek başlarına anlam taşımayan, cümle içinde kendinden önceki sözcüklerle birleşerek anlam öbekleri kuran ve karşılaştırma, benzerlik, amaç, neden gibi ilişkiler oluşturan kelimelerdir (gibi, için, kadar, göre, karşı).
Bağlaçlar da edatlar gibi tek başına anlamsızdır ancak görevleri eş görevli sözcükleri, sözcük gruplarını veya cümleleri birbirine bağlamaktır (ve, veya, ama, fakat, çünkü, de, ki).
'İle' yerine 've' konabiliyorsa bağlaç, konamıyorsa edattır. 'Yalnız' sözcüğü 'sadece' anlamındaysa edat, 'fakat/ama' anlamındaysa bağlaçtır. İsimlerin önüne gelirse sıfat, fiili etkilerse zarf olur.
Sevinç, korku, acı gibi anlık duyguları yansıtan veya seslenme bildiren sözcüklerdir. Ünlem olan sözcükler çekim eki aldıklarında isimleşirler. Örneğin; 'Zavallının ahı tuttu' cümlesindeki 'ahı' sözcüğü artık isimdir.
"Gelen" sözcüğü -en ekiyle kurulmuş, "kişi" ismini niteleyen sıfat-fiildir (ortaç). Bir ismi belirttiği ve eylem anlamı taşıdığı için sıfat-fiildir.
A'da isim + isim, C'de isim + isim, D'de isim + isim, E'de fiil + isim birleşmesi vardır.
"Eyvah" sözcüğü konuşanın telaş, pişmanlık duygusunu doğrudan yansıttığı için ünlemdir. Bir eylemi veya ismi nitelemez; yalnızca duygu bildirmesi onu ünlem yapar.
Bu niteleme sıfatının önüne gelen 'oldukça' sözcüğü ise niteleme sıfatını miktar yönünden belirten/derecelendiren bir miktar zarfıdır.
"Tembel" sözcüğü "öğrenci" ismini durumu yönünden nitelediği için niteleme sıfatıdır. Nasıl öğrenci sorusuna yanıt verip varlığın özelliğini bildirmesi onu sıfat yapar.
"Yaşlı" sözcüğü "kadın" ismini durumu yönünden nitelediği için niteleme sıfatıdır. Hangi/nasıl kadın sorusuna yanıt verir; bir varlığın özelliğini bildirmesi onu sıfat yapar.
"Kim" sözcüğü bir kişiyi soru yoluyla temsil ettiği için soru zamiridir. Cevabın bir insan olması ve ismin yerini tutması onu zamir; soru anlamı taşıması soru zamiri yapar.
"Tek tek" ikilemesi "alındı" eylemini "nasıl" sorusuyla, birer birer anlamıyla nitelediği için durum zarfıdır.
A ve D'de kişi zamiri, C'de cansız bir varlığın yerini tuttuğu için işaret zamiri, E'de ise kişi zamiridir.
"Kaç" sözcüğü "kişi" ismini sayı yönünden soru anlamıyla belirttiği için soru sıfatıdır. İsimden önce gelip onu soru yoluyla nitelemesi onu soru sıfatı yapar.
"Gülerek" sözcüğü -erek ekiyle kurulmuş, "sarıldı" eylemini durum yönünden belirten bir zarf-fiildir (bağ-fiil).
"Az önce" sözcük grubu "geçti" eylemini zaman yönünden belirttiği için zaman zarfıdır. Eylemin ne zaman gerçekleştiğini bildirmesi onu zaman zarfı yapar.
"Herkes" belirsiz bir çokluğu, tam olarak belirtilmeyen kişileri karşıladığı için belgisiz zamirdir.
Varlıkları, kavramları ve duyguları karşılayan sözcüklerdir. Özel ad, tür adı, somut, soyut, tekil, çoğul ve topluluk adı gibi türlere ayrılır.
İsmi niteleyen ya da belirten sözcüklerdir; isimden önce gelir ve ek almaz. Niteleme sıfatları nasıl, belirtme sıfatları hangi, kaç sorusuna cevap verir.
İsmin yerini tutan sözcüklerdir. Kişi (ben, sen), işaret (bu, şu), soru (kim, ne) ve belgisiz (herkes, bazı) zamirleri vardır.
Fiili, sıfatı ya da başka bir zarfı durum, zaman, yer-yön, miktar ve soru yönünden etkileyen sözcüklerdir. Örnek: hızlı koştu, çok güzel.
Tek başına anlamı olmayan, sözcükler arasında ilgi kuran sözcüklerdir. Örnek: için, gibi, kadar, ile; cümleden çıkarılınca anlam bozulur.
Eş görevli sözcük ve cümleleri birbirine bağlayan sözcüklerdir. Örnek: ve, ama, çünkü, ancak; çıkarıldığında cümlenin anlamı tümüyle bozulmaz.
Sevinç, korku, şaşkınlık gibi ani duyguları ya da seslenmeleri bildiren sözcüklerdir. Örnek: Ah!, Eyvah!, Hey!; genellikle ünlem işaretiyle yazılır.
ile sözcüğü and yerine kullanılıyorsa bağlaç, araç anlamı taşıyorsa edattır. Örnek: Ali ile Veli (bağlaç) / kalem ile yazdım (edat).
Niteleme sıfatı varlığın durumunu, rengini, biçimini bildirir; belirtme sıfatı işaret, sayı, soru ve belgisizlik bakımından belirtir. Örnek: yeşil yaprak, üç kitap.
Bir sözcüğün türü cümledeki göreviyle belirlenir; aynı sözcük yerine göre farklı tür olabilir. Örnek: bu ev (sıfat), bu güzel (zamir).