İki heceli ve ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü) bulunan bazı kelimeler, ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecedeki dar ünlü düşer. Bu olaya ünlü düşmesi veya hece düşmesi denir (Örn: ağız - ağzı, beyin - beyni, fikir - fikri).
Sert ünsüzlerden 'p, ç, t, k' ile biten bir kelimeye ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde, bu sert ünsüzler yumuşayarak sırasıyla 'b, c, d, g/ğ' seslerine dönüşür (Örn: kitap - kitabı, ağaç - ağacı, kağıt - kağıdı, çocuk - çocuğu).
'f, s, t, k, ç, ş, h, p' (Fıstıkçı Şahap) sert ünsüzleriyle biten kelimelere, yumuşak ünsüzle ('c, d, g') başlayan bir ek geldiğinde ekin başındaki ünsüz sertleşerek 'ç, t, k'ye dönüşür (Örn: sokak-da -> sokakta, simit-ci -> simitçi, seç-di -> seçti).
Genellikle Arapçadan dilimize geçmiş bazı tek heceli kelimeler, ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında veya yardımcı fiille (etmek, olmak) birleştiklerinde sondaki ünsüz harf tekrarlanır (Örn: af - affı / affetmek, ret - reddi / reddetmek, his - hissetmek).
Türkçede 'a, e' geniş ünlüleriyle biten fiillere '-yor' şimdiki zaman eki getirildiğinde, fiilin sonundaki geniş ünlü daralarak 'ı, i, u, ü' dar ünlülerinden birine dönüşür (Örn: başla-yor -> başlıyor, bekle-yor -> bekliyor, özle-yor -> özlüyor).
Genellikle 'k' ünsüzüyle biten bazı kelimeler '-cik, -cek, -el, -l' gibi ekler aldıklarında sondaki 'k' ünsüzü düşer (Örn: küçük-cük -> küçücük, ufak-rak -> ufacık, alçak-l-mak -> alçalmak, yüksek-el-mek -> yükselmek).
Tek heceli bazı kelimelere '-cik' küçültme eki getirildiğinde, kelime ile ek arasında yeni bir ünlü ses ortaya çıkar. Bu olaya ünlü türemesi denir (Örn: az-cık -> azıcık, dar-cık -> daracık, bir-cik -> biricik, genç-cik -> gencecik).
Ünsüz harfle biten bir kelimeden sonra ünlü harfle başlayan bir kelime geldiğinde, iki kelimenin birbirine bağlanarak tek kelime gibi okunmasıdır (Örn: 'Dönülmez akşamın ufkundayız' dizesinde 'akşamın ufkundayız' arasında ulama vardır). Arada noktalama işareti varsa ulama olmaz.
Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalın ünlü (a, ı, o, u) varsa diğer hecelerindeki ünlüler de kalın; ilk hecesinde ince ünlü (e, i, ö, ü) varsa diğer hecelerindeki ünlüler de ince olmak zorundadır. Yabancı kelimelerde ve bazı birleşik kelimelerde bu uyum aranmaz.
Türkçe bir sözcükte düz ünlüden (a, e, ı, i) sonra düz (a, e, ı, i); yuvarlak ünlüden (o, ö, u, ü) sonra ya düz-geniş (a, e) ya da dar-yuvarlak (u, ü) ünlüler gelebilir. Türkçe kelimelerin ilk hecesi hariç diğer hecelerinde asla 'o, ö' sesleri bulunamaz.
Türkçede iki ünlü ses yan yana bulunmaz. Bu yüzden ünlüyle biten bir kelimeye ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde araya 'y, ş, s, n' (YaŞaSıN) kaynaştırma ünsüzlerinden biri girer (Örn: kapı-a -> kapıya, iki-er -> ikişer, kapı-ı -> kapısını).
Türkçede dudak ünsüzü olan 'b' harfi, kendinden önce gelen diş ünsüzü 'n'yi etkileyerek çift dudak ünsüzü olan 'm'ye dönüştürür. Buna N-B çatışması denir (Örn: tenbel -> tembel, penbe -> pembe). Özel isimler ve birleşik sözcükler bu kuralın dışındadır (Örn: Safranbolu, sonbahar).
"Sabır" sözcüğü "et-" fiiliyle birleşirken ikinci hecedeki dar ünlü "ı" düşmüştür (sabır et- → sabret-).
"Göğüs" sözcüğüne ek gelince ikinci hecedeki dar ünlü "ü" düşmüştür (göğüs-ü → göğsü). Bu, ünlü düşmesidir.
"Sepet" sözcüğü ünlüyle başlayan bir ek aldığında (sepeti) sonundaki "t" ünsüzü yumuşamaz.
"Böğür" sözcüğüne ek gelince hem ikinci hecedeki dar ünlü "ü" düşer hem de sert "k" değil ama kökteki "ğ" yumuşak biçimiyle korunur; asıl belirgin olarak ünlü düşmesi görülür.
"Kaldırım" sözcüğünün kökü "kalk-" fiilidir. "kalk-tır-ım -> kaldırım" (veya kalk-ar-ım -> kaldırım) şeklinde türetilirken "k" ünsüzü düşmüştür.
A'da "kapı-s-ı"; B'de "kalem-i" (kaynaştırma yok ama "masa-n-ın" var!); C'de "iki-ş-er" ve "elma-s-ı"; E'de "elbise-y-i" kelimelerinde kaynaştırma harfi vardır.
"Bir akşam" öbeğinde "bir" sözcüğünün sonundaki "r" ünsüzü, "akşam" sözcüğünün başındaki "a" ünlüsüne bağlanarak "bi-ra-kşam" biçiminde okunur.
Gelen "-ce" eki sertleşerek "-çe" olmalıdır (sınıfça). Kurala uyulmadığı için yazım yanlışı yapılmıştır.
"Şirket, geçen yıla göre satış hedeflerini yükseltti." cümlesindeki "yükseltti" sözcüğünün kökü "yüksek"tir.
Buna gelen "-a-" fiil yapım eki sırasında herhangi bir ünlü düşmesi gerçekleşmemiştir.
"Alın" sözcüğüne ek gelince ikinci hecedeki dar ünlü "ı" düşmüştür (alın-ın → alnın). Bu, ünlü düşmesidir.
Ünsüzle bittiği için gelen "-yor" ekinden önce araya yardımcı ses girmiştir (tut-u-yor). Daralma söz konusu değildir.
"Dinle-" fiiline -yor eki gelirken sondaki geniş "e" ünlüsü dar "i" ünlüsüne dönüşmüştür (dinle-yor → dinliyor).
Bir sözcüğün ilk ünlüsü kalınsa sonraki ünlüler de kalın, inceyse ince olur. Kalın ünlüler a, ı, o, u; ince ünlüler e, i, ö, ü'dür.
Düz ünlüden sonra düz, yuvarlak ünlüden sonra dar yuvarlak ya da düz geniş ünlü gelir. Örnek: kutu, gözlük uyumludur; kaldırım aykırıdır.
Sert ünsüzle biten sözcüğe c, d, g ile başlayan ek gelince ekin başı ç, t, k'ye dönüşür. Örnek: kitap-ta, seç-ti, ağaç-tan.
Sert ünsüz p, ç, t, k ile biten sözcük ünlüyle başlayan ek alınca b, c, d, g'ye dönüşür. Örnek: kitap-ı kitabı, ağaç-ı ağacı olur.
İkinci hecesinde dar ünlü bulunan bazı sözcükler ünlüyle başlayan ek alınca bu ünlüyü düşürür. Örnek: burun-um burnum, şehir-e şehre olur.
Bazı sözcükler ek alırken araya bir ünlü girer. Özellikle pekiştirmelerde görülür. Örnek: bir-cik biricik, az-cık azıcık olur.
Ünlüyle başlayan ek alan bazı sözcüklerde ünsüz ikizleşir. Örnek: his-i hissi, af-etmek affetmek biçiminde ünsüz türer.
Bazı sözcükler türerken sonundaki ünsüzü düşürür. Örnek: küçük-cük küçücük, yüksek-l- yükselmek biçiminde ünsüz düşer.
İki ünlü yan yana gelmesin diye araya y, ş, s, n ünsüzleri girer. Örnek: kapı-y-a, iki-ş-er, oda-s-ı, elma-n-ın.
Ünsüzle biten sözcüğü izleyen, ünlüyle başlayan sözcük konuşmada kesintisiz okunur. Araya noktalama girmez. Örnek: dört elma kesintisiz söylenir.