Augustinus, Patristik dönemin en etkili filozofudur ve İtiraflar adlı eseriyle bilinir. Hristiyan inancını Platoncu felsefeyle birleştirerek Ortaçağ düşüncesinin temelini atmıştır.
Augustinus'a göre insan ruhu ancak Tanrı'ya yönelerek ve onun sevgisiyle huzur bulur. Gerçek mutluluk dünyevi şeylerde değil, Tanrı'ya duyulan inanç ve sevgide bulunur.
Plotinos'un öğretisinde en yüksek ilke Bir'dir. Her şey Bir'den taşarak meydana gelir; ondan sırasıyla akıl, ruh ve madde çıkar.
İbn Rüşd'e göre din ve felsefe aynı hakikate ulaşmanın iki ayrı yoludur.
Farabi, Erdemli Şehir adlı eserinde insanların mutluluğa ancak erdemli bir toplumda ulaşabileceğini savunur.
İslam filozofları genel olarak akıl ile vahiy arasında bir uyum kurmaya çalışmıştır. Onlara göre doğru kullanılan akıl, vahyin öğrettiği hakikatle çelişmez; ikisi aynı doğruya götürür.
Ortaçağda din merkezli bir dünya görüşü egemen olduğu için felsefe bağımsız bir alan olarak değil, dinî inancı açıklayan ve destekleyen bir yardımcı olarak görülmüştür.
Thomas Aquinas, Aristoteles felsefesini Hristiyan öğretisiyle sistemli biçimde birleştiren en önemli skolastik düşünürdür.
Plotinos'a göre madde, Bir'den taşarak çıkan varlık zincirinin en alt ve en az yetkin basamağıdır.
Tümeller sorunu, genel kavramların gerçekten var olup olmadığını ve dolayısıyla bilginin neye dayandığını sorgular.
Ockham, akıl ile inancın alanlarını birbirinden ayırmış, dinî gerçeklerin akılla kanıtlanamayacağını, yalnızca inançla kabul edileceğini savunmuştur.
Ortaçağ felsefesinin temel amacı, dinî inançları akıl yoluyla açıklamak, temellendirmek ve savunmaktır.
Anselmus'un ontolojik kanıtı, kendisinden daha yetkini düşünülemeyen bir varlık kavramından hareket eder.
Aquinas'a göre akıl ve inanç aynı Tanrı'dan kaynaklandığı için birbiriyle çelişmez, aksine birbirini tamamlar.
Ortaçağ felsefesinde insan, her şeyden önce Tanrı ile ilişkisi içinde tanımlanır.
İbn Sina'ya göre zorunlu varlık, var olmaması düşünülemeyen, varlığını başkasından almayan varlıktır ve bu Tanrı'dır.
Aquinas'ın kanıtları, hareket, nedensellik ve doğadaki düzen gibi deneyimlenen olgulardan yola çıkarak Tanrı'ya ulaşır.
Ortaçağ felsefesinin sonunda insanı ve aklı merkeze alan Rönesans düşüncesi doğmuştur.
Bu dönemde felsefe büyük ölçüde din ile iç içe geçmiş, filozoflar inanç ilkelerini akılla temellendirmeye ya da açıklamaya çalışmıştır.
İbn Sina'ya göre evrendeki bütün varlıklar mümkün varlıklardır ve varlıklarını kendilerinden değil, zorunlu varlık olan Tanrı'dan alırlar.
Farabi ve İbn Sina, evrenin Tanrı'dan aşama aşama taşarak meydana geldiğini savunan sudur öğretisini kullanmıştır.
İbn Rüşd, Aristoteles'i izleyerek evrenin Tanrı'yla birlikte öncesiz olabileceğini savunmuştur.
Ortaçağ felsefesi, hem Hristiyan hem de İslam dünyasında gelişen dinsel düşünceyi kapsar.
Anselmus'a göre önce inanmak, sonra bu inancı akılla anlamaya çalışmak gerekir. İnanç, anlamanın başlangıç noktasıdır; akıl inancın hizmetinde çalışır.
Aquinas'a göre bazı gerçekler akılla kavranabilirken, üçleme gibi bazı dinî gerçeklere yalnızca vahiy yoluyla ulaşılabilir.
Augustinus'a göre matematik gibi kesin ve değişmez doğrular vardır; bu doğrular değişken insan zihninden gelemez.
Ortaçağ felsefesi, dinî inanç ile aklı uzlaştırma çabasıyla belirlenir. Hristiyan ve İslam düşüncesi bu dönemin temel damarlarıdır.
Patristik dönem, ilk kilise babalarının Hristiyan inancını felsefeyle temellendirdiği dönemdir. Augustinus bu dönemin en önemli düşünürüdür.
Augustinus, anlamak için inanıyorum diyerek inancı bilginin önüne koydu. Platoncu düşünceyi Hristiyan inancıyla birleştirdi.
Skolastik, Ortaçağ okullarında inanç ile aklı bağdaştırmaya çalışan sistemli felsefedir. Doruğuna Thomas Aquinas ile ulaşmıştır.
Thomas Aquinas, Aristoteles felsefesini Hristiyanlıkla bağdaştırdı. Ona göre akıl ile iman çatışmaz, birbirini tamamlar.
Ortaçağ'da tümellerin gerçekliği tartışılmıştır. Realizm tümelleri gerçek sayarken, nominalizm onları yalnızca adlardan ibaret görür.
İslam düşünürü Farabi, Aristoteles yorumlarıyla ünlüdür. İdeal toplumu erdemli şehir (el-Medinetü'l-Fazıla) kavramıyla tasarlamıştır.
İbn Sina, zorunlu varlık ile mümkün varlık ayrımını yaptı. Ona göre evren, zorunlu varlık olan tanrıdan zorunlulukla türer.
İbn Rüşd, Aristoteles'in en büyük yorumcusudur. Din ile felsefenin aynı hakikate iki farklı yoldan ulaştığını savundu.
Gazali, Filozofların Tutarsızlığı adlı eserinde felsefecilerin bazı görüşlerini eleştirdi. İman ile aklın sınırlarını tartıştı.