Konunun en kritik bilgileri — hızlı tekrar için.
Kant felsefesine eleştirel felsefe denir çünkü aklın kendisini sorgulamasını hedefler. Aklın nereye kadar geçerli bilgi üretebileceğini ve hangi sınırları aşamayacağını belirlemeye çalışır.
Aydınlanma akımı aklın kendi yol göstericiliğine güvenmeyi savunur. İnsanı din, gelenek ve kral gibi dış otoritelerden bağımsız biçimde kendi aklıyla düşünmeye çağırır.
Kant insanın akıl sahibi bir varlık olarak kendinde amaç değeri taşıdığını savunur. Bu nedenle hiçbir insan yalnızca başkasının amacına ulaşmak için araç kılınmamalıdır.
Montesquieu Yasaların Ruhu adlı yapıtında güçler ayrılığı ilkesini geliştirmiştir. Ona göre özgürlüğün korunması için yasama, yürütme ve yargı erklerinin farklı ellerde bulunması gerekir.
Nietzsche yaşamın özünü güç istemi olarak açıklar. Ona göre her canlı yalnızca hayatta kalmayı değil, kendini büyütmeyi ve aşmayı ister.
Hegel tarihte Napolyon gibi bazı kişileri dünya tarihsel kişiler olarak anar. Bunlar kendi tutkularının peşinden giderken farkında olmadan tinin amacını gerçekleştirirler.
Kant duyularımıza görünen dünyayı fenomen olarak adlandırır. Fenomenler bilgimizin sınırları içinde kalır ve bilinebilir.
Kant buyrukları koşullu ve koşulsuz diye ayırır. Hipotetik buyruk, başarmak istersen çalışmalısın gibi bir amaca bağlıdır.
Mill hazların yalnızca nicelikle ölçülemeyeceğini, aralarında nitelik farkı da bulunduğunu savunur.
Locke devletin varlık nedenini yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını korumak olarak görür.
Marx tüm tarihin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu söyler. Kapitalist toplumda temel çatışma, üretim araçlarına sahip burjuvazi ile emeğini satan proletarya arasındadır.
Locke doğa durumunda insanların yaşam, özgürlük ve mülkiyet gibi doğal haklara sahip olduğunu savunur.
Marx dini, maddi koşulların ürettiği bir üstyapı öğesi olarak görür. Ona göre din, bu dünyadaki sefaleti öteki dünya vaadiyle katlanılır kılar.
Kant teorik aklın Tanrı, ruhun ölümsüzlüğü ve özgürlük gibi konuları kanıtlayamayacağını gösterir.
Hegel diyalektikte tarihi ilerleten gücü tin yani düşünce olarak görür. Böylece idealist diyalektik, materyalist diyalektiğe dönüşür.
Pozitivizm yalnızca gözlem ve deneyle doğrulanabilen bilgiyi gerçek bilgi sayar. Metafizik ve teolojik açıklamaları bilim dışı kabul eder.
Nietzsche değerlerin gökten inen mutlak gerçekler olmadığını savunur. Değerler, belirli yaşam koşulları içinde insanlar tarafından yaratılır ve tarih boyunca değişir.
Comte'un üç hâl yasasında metafizik aşama, teolojik ile pozitif aşama arasında yer alır. Pozitif aşamada ise gözlem ve deney öne çıkar.
Nietzsche geleneksel değerlerin çöküşünün ardından kendi değerlerini yaratabilen bir insan idealini savunur.
Locke, Berkeley ve Hume ampirist geleneğin üç büyük temsilcisidir. Aralarında önemli farklar olsa da hepsi bilginin kaynağını deneyimde görme noktasında birleşir.
Marx filozofların şimdiye kadar dünyayı yalnızca yorumladığını, oysa asıl görevin onu değiştirmek olduğunu söyler.
Hume geleceğin geçmişe benzeyeceği varsayımının akılla kanıtlanamayacağını savunur. Bu inanç, geçmişte olayların düzenli tekrarını gözleyen zihnin geliştirdiği bir alışkanlık ve beklentidir.
Nietzsche bengi dönüş düşüncesiyle, yaşadığımız hayatın sonsuz kez yinelendiğini varsaymamızı ister.
Hume neden sonuç bağının deneyde gözlenemediğini, yalnızca art arda gelişin gözlemlendiğini savunur.
Locke zihni doğuştan boş bir levha yani tabula rasa olarak niteler. Ona göre zihinde doğuştan hiçbir bilgi bulunmaz.
Marx'a göre üretim güçleri geliştikçe var olan üretim ilişkileri onların önünde engele dönüşür.
18. yüzyıl Aydınlanması, aklı ve bilimi rehber alarak insanı geleneğin ve otoritenin vesayetinden kurtarmayı amaçlar. Akla güven öne çıkar.
Immanuel Kant, aklın sınırlarını inceleyerek eleştiri felsefesini kurdu. Bilgi, duyu verileri ile zihnin kalıplarının birleşmesinden doğar.
Kant'ın ahlak öğretisinin merkezinde koşulsuz buyruk vardır. Öyle davran ki, davranışının ilkesi evrensel bir yasa olabilsin.
David Hume, tüm bilginin deneyden geldiğini savundu. Nedensellik bağının zorunlu değil, alışkanlığa dayalı bir beklenti olduğunu ileri sürdü.
Jean-Jacques Rousseau, meşru siyasal düzenin halkın genel iradesine dayandığını savundu. İnsan özgür doğar ama her yerde zincirlidir.
Georg Hegel, tarihi tinin diyalektik gelişimi olarak açıkladı. Tez, antitez ve sentez aşamalarıyla akıl kendini gerçekleştirir.
Karl Marx, tarihin itici gücünün üretim ilişkileri ve sınıf çatışması olduğunu savundu. Ekonomik altyapı, düşünsel üstyapıyı belirler.
Arthur Schopenhauer, dünyanın özünde kör bir yaşama iradesi olduğunu ileri sürdü. Bu irade acının ve isteğin kaynağıdır.
Friedrich Nietzsche, yaşamı yönlendiren temel gücün güç istenci olduğunu savundu. Geleneksel değerlerin yeniden değerlendirilmesini istedi.
Auguste Comte, insan düşüncesinin teolojik, metafizik ve pozitif olmak üzere üç aşamadan geçtiğini ileri sürdü. Sosyolojinin kurucusudur.