Konunun en kritik bilgileri — hızlı tekrar için.
Matbaa sayesinde kitaplar çoğaltılıp ucuzladı; bilgi geniş kitlelere yayıldı. Bu durum yeni düşüncelerin hızla dolaşmasını ve tartışılmasını sağladı.
Galileo, teleskopla gökyüzünü gözlemleyerek Kopernik'in güneş merkezli modelini destekledi.
Rönesans, ilgiyi öteki dünyadan bu dünyaya çevirdi. İnsan bedeninin ve dünyevi yaşamın öne çıkması, insana verilen değerin arttığını gösterir.
Septikler için şüphe bir sonuç ve amaçtır; Descartes içinse yalnızca kesin bilgiye ulaşmayı sağlayan bir araçtır.
Hobbes, devlet öncesi doğa durumunda herkesin herkesle savaş halinde olduğunu belirtir. Bu durumu insan insanın kurdudur sözüyle anlatır.
Descartes, duyuların yanıltıcı olabildiğini görünce onlara tek başına güvenmez. Kesin bilginin temelini akılda arar; bu tutum rasyonalizmin özüdür.
Hobbes'a göre her şey madde ve hareketten ibarettir; düşünme ve algılama da bedendeki maddi hareketlere dayanır.
Bilgiyi deney ve gözlem sonuçlarına dayandırmak ampirizmin temel tutumudur. Bacon ve Locke bu anlayışı savunan düşünürlerdir.
Descartes, bilginin kaynağını akılda gören rasyonalizmin öncüsüdür. Bacon, Locke ve Hume ise deneyi öne çıkaran çizgiye daha yakındır.
Descartes, kesin bilginin kaynağını akılda gören rasyonalizmin kurucusudur. Akıl yürütmeyi bilginin temeli olarak öne çıkarmıştır.
Rönesans, doğaya merak ve gözlem eğilimini güçlendirdi. Bu ortam, deney ve gözleme dayanan modern bilimin gelişmesine zemin hazırladı.
Şüphe etmek de bir düşünme etkinliğidir; bu yüzden şüphe eden ben mutlaka vardır. Descartes bu kesinlikten hareketle bilgisini kurar.
Spinoza her olayın doğanın zorunlu yasalarınca belirlendiğini savunur. Bu görüş, olayların nedensellikle belirlendiğini kabul eden determinizmdir.
Giordano Bruno, evrenin sonsuz olduğunu ve pek çok dünya bulunduğunu ileri sürdü. Bu cesur görüşleri nedeniyle dönemin otoriteleriyle çatıştı.
Bacon için doğayı bilmek, ona egemen olmanın ve yaşamı iyileştirmenin yoludur. Bilgi, insanın doğa üzerindeki gücünü artıran pratik bir araçtır.
Bilimsel devrim, doğayı gözlem, deney ve matematiksel akıl yürütmeyle açıklamayı getirdi. Bilgi artık otoriteye değil yönteme dayandırılmaya başlandı.
Rönesans sözcüğü yeniden doğuş anlamına gelir. Düşünürler Antik Yunan ve Roma metinlerini yeniden okuyup örnek aldı; bu yönelime klasik kaynaklara dönüş denir.
Galileo, doğanın matematik diliyle yazıldığını savundu ve olayları ölçülebilir yasalarla açıkladı.
Ampirizm, aklın deneyden bağımsız içerik üretemeyeceğini savunarak rasyonalizmi eleştirir.
Erasmus, Deliliğe Övgü adlı eserinde çağının kurumlarını ve yozlaşmayı eleştiren bir hümanisttir.
Bilginlerin doğaya ve deneye yönelmesi, gözlem ile deneye dayanan modern bilimin doğuşunu haber verir.
Descartes'a göre bazı temel fikirler deneyden önce akılda vardır; bunlara doğuştan yani a priori fikirler denir.
Descartes, doğru bilgiye ulaşma yöntemini Yöntem Üzerine Konuşma adlı eserinde açıklar. Düşünüyorum öyleyse varım ilkesi de burada yer alır.
Machiavelli, siyaseti ahlaki ve dinsel kalıplardan ayırarak gerçekçi biçimde ele aldı. İktidarı elde etme ve koruma sorununu güç ve çıkar üzerinden inceledi.
yüzyılda felsefenin akla ve yönteme dayanarak dinsel otoriteden bağımsızlaşması, modern felsefenin başlangıcı sayılır.
Spinoza, Tanrı ile doğayı özdeş görür ve tek bir tözün var olduğunu savunur. Tanrı ve doğayı bir sayan bu görüşe panteizm denir.
Rönesans, Ortaçağ skolastiğinden kopup insanı ve doğayı merkeze alan bir düşünce hareketidir. Antik Yunan kaynaklarına dönüş ve hümanizm öne çıkar.
Niccolo Machiavelli, Hükümdar adlı eserinde siyaseti ahlak ve dinden bağımsız ele aldı. Ona göre amaç iktidarı korumaksa araçlar meşrulaşabilir.
Francis Bacon, bilginin doğaya egemen olmayı sağladığını savundu. Tümevarıma dayalı deney yöntemini geliştirerek modern bilimin öncüsü oldu.
Bacon, doğru bilgiyi engelleyen önyargıları idoller olarak adlandırdı. Bunlar soyun, mağaranın, çarşının ve tiyatronun idolleridir.
Rene Descartes, kesin bilgiye ulaşmak için her şeyden kuşku duydu. Şüphe edenin varlığından kuşku duyulamayacağını gösterdi.
Descartes'ın ünlü ilkesi cogito ergo sum, yani düşünüyorum öyleyse varım, kesinliğin dayanağı olarak düşünen beni temel alır.
Descartes, gerçekliği düşünen töz ile yer kaplayan töz olarak ikiye ayırdı. Zihin ve beden birbirinden farklı iki tözdür.
Thomas Hobbes, evreni ve insanı hareket eden cisimlerle açıklayan materyalist bir düşünürdür. İnsan davranışları da mekanik yasalara bağlıdır.
Baruch Spinoza, tanrı ile doğayı özdeşleştiren panteist bir görüş savundu. Ona göre var olan tek töz sonsuz tanrı ya da doğadır.
Gottfried Leibniz, evrenin bölünemez ruhsal birimler olan monadlardan oluştuğunu ileri sürdü. Evrende önceden kurulmuş bir uyum vardır.