Konunun en kritik bilgileri — hızlı tekrar için.
Enerjinin sadece %10'u aktarıldığı için üst basamaklardaki canlılara yetecek enerji miktarı kısıtlıdır.
Bazı fotosentetik bakteriler (örneğin siyanobakteriler) prokaryottur ve kloroplast organeline sahip değildir.
Karanlık ortamda bitki fotosentez yapamaz ama solunuma devam eder. Solunum sonucunda ortama CO2 gazı verir.
Kurbağalar böcek yediği için kurbağalar yok olunca böcek popülasyonu hızla artar. Yılanlar kurbağayla beslendiği için yiyecek bulamayan yılan popülasyonu ise açlıktan azalır.
Ayrıştırıcılar ölü organizmaları ve organik atıkları parçalayarak toprağa inorganik mineraller kazandırır.
Ayrıştırıcılar besin piramidinin her basamağında yer alırlar. Ölen her bitki, otçul veya etçil canlının atıklarını parçalayarak döngüye sokarlar.
Topraktaki azot tuzlarını ayrıştırıp atmosfere azot gazı salan bakterilere denitrifikasyon (azot ayrıştırıcı) bakterileri denir.
Şeker maya için besindir, 30 derece ise mayanın enzimleri için en uygun (optimum) sıcaklıktır.
Ekoloji piramidinde yukarı doğru çıkıldıkça enerjinin sadece yaklaşık yüzde 10'u bir üst basamağa aktarılır (aktarılan enerji azalır).
Fotosentez havadaki karbondioksiti tüketerek karbonu azaltır ve besine çevirir. Canlıların solunumu ile fosil yakıtların yanması ise ortama karbondioksit gazı salarak karbonu artırır.
Plastik ambalajlı gıdaların tüketimini artırmak atık miktarını ve plastik üretimini artırarak ekolojik ayak izini büyütür, bu yüzden çevre korumada olumsuz bir eylemdir.
Tüketilen kaynakların üretimi ve atıkların geri kazanılması için gereken biyolojik olarak verimli toprak ve su alanına ekolojik ayak izi denir.
Geri dönüşüm süreçleri enerji tasarrufu sağlasa da (örneğin atık alüminyumu eritmek, sıfırdan üretmeye göre %95 daha az enerji gerektirir), işlemler tamamen sıfır enerjiyle gerçekleşmez.
Solunum hızı fotosentez hızından yüksekse bitki ürettiğinden daha fazla karbondioksit salar ve fotosentezde kullandığından daha fazla oksijen tüketir.
Fotosentez sırasında üretilen ve atmosfere verilen oksijen gazının tamamı reaksiyona giren su moleküllerinin parçalanmasından gelir.
Oksijenli solunumda besin (glikoz) oksijen gazı yardımıyla mitokondride parçalanır. Reaksiyon sonucunda karbondioksit gazı, su buharı ve hücrenin kullanabileceği enerji olan ATP üretilir.
Islak saman ve gübre üzerinde yaşayan ayrıştırıcı bakteriler (çürükçüller) solunum yaparak ortama yüksek miktarda CO2 salarlar.
Karanlık ortamda bitki fotosentez yapamaz ancak solunum yapmaya kesintisiz devam eder. Solunum sırasında ortamdaki oksijeni tüketir ve ortama karbondioksit verir.
Levreğin azalması, gümüş balıklarını avlayan yırtıcının azalması demektir. Bu durumda gümüş balıklarının sayısı artar.
Oksijen gazı atmosfere yansıyan ısıyı tutma özelliğine sahip bir sera gazı değildir, solunum için hayati bir gazdır.
Ekoloji piramidinde aşağıdan yukarıya doğru gidildikçe aktarılan enerji azaldığı için beslenebilen canlı miktarı da azalır.
Sütten yoğurt yapılması sürecinde yoğurt bakterileri oksijensiz solunum türü olan laktik asit fermantasyonu gerçekleştirirler.
Ayrıştırıcılar organik atıkları inorganik maddelere (mineral ve tuzlara) dönüştürürler. Bu faaliyet yavaşlarsa topraktaki mineral miktarı azalırken parçalanamayan organik atık miktarı artar.
Atmosferdeki bazı gazların (karbondioksit, metan vb.) Dünya'dan yansıyan güneş ışınlarını tutarak Dünya'nın sıcaklığını korumasına sera etkisi denir.
Ozon tabakası Güneş'ten gelen zararlı UV ışınlarını süzen bir kalkan görevi görür.
Fermantasyon reaksiyonlarının başlangıcında glikoz kullanılır ve sitoplazmada gerçekleşen yıkım sonucunda net 2 ATP enerji elde edilir.
Güneş ışığını doğrudan kimyasal enerjiye çevirip besin üretebilen canlı grubu sadece üreticilerdir (bitkiler, algler vb.).
Su bitkileri ışık altında fotosentez yaparak ortama oksijen verir, balıklar bu oksijeni solunumda kullanır.
Deodorantlarda, soğutucularda ve klimalarda kullanılan kloroflorokarbon (CFC) gazları atmosfere salındığında ozon molekülleriyle reaksiyona girerek ozon tabakasının incelmesine neden olur.
Çimlenme başlangıcında yapraklar oluşmadığı için fotosentez yapılmaz. Tohum, kendi içindeki depo besini (nişastayı vb.) oksijenli solunumla yakarak enerji elde eder.
Fosil yakıtların yanması sonucu atmosfere yüksek oranda CO2 salınır. Karbon döngüsündeki bu yapay artış sera etkisini kuvvetlendirir ve küresel ısınmaya neden olur.
Çimlenmekte olan tohumlar yeşil yaprakları çıkana kadar fotosentez yapamazlar. Bu nedenle ortamdaki oksijeni azaltıp karbondioksiti artırırlar.
Bitki karanlıkta solunum yapar ve CO2 üretir. Ancak ortama verilen CO2, fanustaki KOH tarafından kimyasal olarak tutulur.
Canlılar aldıkları enerjinin büyük kısmını kendi yaşamsal faaliyetlerinde (hareket, solunum, ısı üretimi) harcarlar.
Oksijen kullanılmaması olayın fermantasyon olduğunu gösterir. Karbondioksit gazı çıkışı olmadığı için bu reaksiyon laktik asit fermantasyonudur (etil alkol fermantasyonunda CO2 gazı çıkar).
Madensel tuzlar (mineraller) klorofil pigmentinin yapısına katılır ve fotosentez enzimlerinin çalışması için gereklidir.
Ormandaki ağaçlar bünyelerinde karbon depolar (karbon yutağı). Yangın sırasında bu karbon oksijenle birleşerek CO2 gazı halinde atmosfere salınır.
Glikozun kimyasal formülü C6H12O6'dır. Yapısındaki karbon (C) ve oksijen (O) atomları atmosferden alınan karbondioksit (CO2) gazından gelir.
Bitkiler azotu ancak toprakta çözünmüş halde bulunan amonyum ve nitrat tuzları formunda kökleriyle alabilirler.
Havadaki serbest azotu ne bitkiler ne de hayvanlar doğrudan alamaz. Bitkiler azotu topraktan mineral olarak alırlar, hayvanlar ise bitkileri yiyerek bünyelerine katarlar.