Cumhuriyet döneminin ilk siyasi dış politika sorunu yabancı okullardır. Türkiye bu konuyu iç meselesi sayarak hiçbir uluslararası komisyona veya devlete taviz vermemiştir.
Yabancı okullarda Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğu getirilmiştir. Kurallara uymayan Fransa ve Papalık ile kriz yaşanmıştır.
Fener Rum Patrikhanesinin siyasi yetkilerine karşı Milli Mücadele'yi destekleyen Papa Eftim önderliğinde Türk Ortodoks Patrikhanesi kurulmuştur.
Lozan'da karara bağlanan ancak Yunanistan'ın İstanbul'da daha fazla Rum bırakmak istemesiyle kriz haline gelen nüfus değişimi sorunudur.
Yunanistan ile yaşanan nüfus mübadelesi krizinde İstanbul'da yerleşik sayılacak Rumların durumunu ifade eden hukuki terimdir.
Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan bu antlaşma ile yerleşim tarihine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri etabli sayılmıştır.
1926'da Ege Denizi'nde Türk gemisi Bozkurt ile Fransız gemisi Lotus'un çarpışması sonucu yaşanan ve Lahey Adalet Divanı'na taşınan hukuki sorundur.
Bozkurt-Lotus davasında Türkiye'yi Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey savunmuş ve davayı Türkiye kazanmıştır. Bu başarıdan dolayı kendisine Bozkurt soyadı verilmiştir.
Türkiye ile İngiltere arasında Musul meselesi çözülemeyince konu Milletler Cemiyetine gitmiş ve geçici sınır olarak Brüksel Hattı belirlenmiştir.
Musul sorunu çözülmeye çalışılırken içeride çıkan Şeyh Sait isyanı Türkiye'nin elini zayıflatmış ve Musul'un Irak'a bırakılmasına yol açmıştır.
İngiltere ile imzalanan bu antlaşmayla Musul İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmış, Irak petrollerinin yüzde onu yirmi beş yıllığına Türkiye'ye verilmiştir.
Lozan'da Osmanlı'dan ayrılan devletlere paylaştırılan borçların ödenmesi konusunda Türkiye en çok alacağı olan Fransa ile uzun süreli sorun yaşamıştır.
1929 Dünya Ekonomik Buhranı üzerine ABD Başkanı Hoover'ın ilan ettiği moratoryumdan Türkiye de yararlanmış ve Fransa ile borç ödemeleri yeniden yapılandırılmıştır.
Türkiye'nin Fransız şirketinin elindeki Adana-Mersin demiryolunu millileştirmek istemesi, Türkiye ile Fransa arasında diplomatik krize neden olmuştur.
1933 yılında Fransız yataklı vagon şirketinde Türkçe konuştuğu için işten atılan Naci Bey olayı üzerine Türk halkının şirket önünde yaptığı Türkçe hassasiyeti eylemidir.
Bulgaristan'ın Razgrad şehrindeki Türk mezarlarının tahrip edilmesi üzerine, Türk öğrencilerinin İstanbul'daki Bulgar mezarlarına çiçek bırakarak verdiği medeni tepkidir.
Savaşın ulusal bir politika aracı olmaktan çıkarılmasını öngören ve ABD ile Fransa öncülüğünde 1928'de imzalanan bu pakta Türkiye 1929'da katılmıştır.
Sovyet Rusya'nın Briand-Kellogg Paktını kendi komşularıyla da uygulamak için hazırladığı protokoldür. Türkiye bu protokole imza atarak barışçı politikasını göstermiştir.
Türkiye, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile 1932 yılında dünya barışına katkı sağlamak amacıyla Milletler Cemiyetine üye olmuştur.
Milletler Cemiyeti tarihinde kendi başvurusu olmadan, cemiyetin uluslararası alandaki özel daveti ile üyeliğe kabul edilen ilk ve tek devlet Türkiye olmuştur.
Almanya ve İtalya'nın 1930'lardan sonra izlediği saldırgan ve yayılmacı politikalar Balkan devletlerini ortak güvenlik arayışına itmiş ve antant kurulmuştur.
1934'te Atina'da imzalanan Balkan Antantı'na Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya katılmıştır. Ülkelerin baş harfleri Tayyar şifresini oluşturur.
Bulgaristan, Birinci Dünya Savaşı sonrası kaybettiği toprakları geri alma isteği ve sınırları değiştirmek isteyen revizyonist politikası nedeniyle antanta katılmamıştır.
Arnavutluk, İtalya'nın siyasi ve askeri tehdidi altında bulunduğu için İtalya'yı kışkırtmamak adına Balkan Antantı'na katılmaktan çekinmiştir.
İtalya'nın Habeşistan'a saldırması ve Almanya'nın silahlanması üzerine Türkiye, Lozan'daki silahsızlanma maddesinin Boğazların güvenliğini tehlikeye attığını bildirmiştir.
İsviçre'de imzalanan bu sözleşmeyle uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırılmış, Boğazların savunması ve asker bulundurma hakkı tamamen Türkiye'ye verilmiştir.
İtalya, Akdeniz'deki yayılmacı politikaları ve Montrö'nün Türkiye'yi güçlendirmesi nedeniyle sözleşmeyi ilk başta reddetmiş, ancak 1938'de imzalamıştır.
İtalya'nın Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'ya yönelik saldırgan tutumlarına karşı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da imzalanan saldırmazlık paktıdır.
Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay sorunu ve Irak ile yaşadığı sınır anlaşmazlıkları nedeniyle komşu olmasına rağmen Sadabat Paktı'na üye olmamıştır.
İtalya'nın Akdeniz'deki tehditlerine karşı 1936 yılında İngiltere'nin öncülüğünde Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya'nın katılımıyla oluşturulan güvenlik anlaşmasıdır.
İspanya İç Savaşı sırasında Akdeniz'deki sivil gemilere yönelik meçhul denizaltı saldırılarına karşı güvenliği sağlamak amacıyla toplanan konferansa Türkiye de katılmıştır.
Fransa'nın Suriye üzerindeki mandasını kaldırıp çekilme kararı alması üzerine İskenderun Sancağı'nın (Hatay) durumu Türkiye tarafından yeniden gündeme getirilmiştir.
Milletler Cemiyeti temsilcisi İsveçli Sandler'in hazırladığı rapor, Hatay'ın iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı ayrı bir statü kazanmasını sağlamıştır.
Türkiye'nin yürüttüğü diplomatik kararlılık sonucu 2 Eylül 1938'de Hatay Bağımsız Cumhuriyeti kurularak kendi meclisi ve anayasası oluşturulmuştur.
Hatay Cumhuriyeti'nin ilk ve tek cumhurbaşkanı olarak Tayfur Sökmen seçilmiş, devletin bayrağı Türkiye'nin bayrağıyla neredeyse aynı olarak tasarlanmıştır.
Bağımsızlığını kazanan Hatay Cumhuriyeti'nin ilk başbakanlık görevini Abdurrahman Melek üstlenmiş, meclis başkanlığını ise Abdülgani Türkmen yapmıştır.
Avrupa'da ufukta beliren İkinci Dünya Savaşı tehlikesi sebebiyle Fransa çekilmiş, Hatay Meclisi 23 Haziran 1939'da kendi kararıyla Türkiye'ye katılmıştır.
Atatürk, Hatay meselesindeki kararlılığını ve İnönü hükümetinin pasifliğini eleştiren yazılarını Asım Us takma adıyla Kurun gazetesinde kaleme almıştır.
Atatürk'ün Hatay için söylediği Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz sözü, bu meselenin çözümündeki sarsılmaz iradesini gösterir.
Türk-Yunan ilişkilerinin dostane bir yapıya bürünmesi üzerine Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos, 1934'te Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermiştir.