Konunun en kritik bilgileri — hızlı tekrar için.
Akıl ilkeleri, doğru düşünmenin temelini oluşturan ve tartışmasız kabul edilen ilkelerdir. Özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü halin olmazlığıdır.
Özdeşlik ilkesine göre bir şey kendisiyle aynıdır. Bir düşünce süresince kavramlar anlamını değiştirmez; A, A'dır biçiminde ifade edilir.
Çelişmezlik ilkesine göre bir şey aynı anda hem kendisi hem de karşıtı olamaz. Bir önerme aynı anda hem doğru hem yanlış olamaz.
Bu ilkeye göre bir önerme ya doğrudur ya yanlıştır, üçüncü bir olasılık yoktur. İki değerli mantığın temel dayanağıdır.
Leibniz'in eklediği yeter sebep ilkesine göre var olan her şeyin bir varoluş nedeni vardır. Hiçbir şey nedensiz gerçekleşmez.
Akıl ilkeleri kanıtlanamaz ve tanımlanamaz; kendiliğinden apaçık doğrulardır. Her türlü akıl yürütmenin ön koşulu sayılırlar.
İlk üç akıl ilkesi Aristoteles tarafından belirlenmiştir. Yeter sebep ilkesi ise sonradan Leibniz tarafından bunlara eklenmiştir.
Bir tartışmada gül kavramını hep aynı anlamda kullanmak özdeşlik ilkesine uymaktır. Anlam kaydırma bu ilkeyi ihlal eder.
Bu masa hem tümüyle siyah hem de tümüyle beyazdır demek çelişmezlik ilkesine aykırıdır. İki karşıt yargı aynı anda doğru olamaz.
Klasik mantık iki değerlidir; her önerme yalnızca doğru ya da yanlış değerini alır. Bu, üçüncü halin olmazlığı ilkesinin bir sonucudur.
Bir nesnenin aynı anda hem bir durumu hem karşıtını taşıyamayacağını söylemek çelişmezlik ilkesidir.
Yeter-sebep ilkesi Leibniz tarafından açıkça formüle edilmiştir ve her olgunun ya da doğrunun mutlaka yeterli bir sebebi bulunduğunu ileri sürer.
Akıl ilkeleri düşünmenin en genel ve temel dayanaklarıdır; kanıtsız kabul edilir ve her doğru düşünmenin ön koşuludur.
Aynı sözcüğün bir tartışmada farklı anlamlarda kullanılması kavram kaymasıdır ve özdeşlik ilkesini ihlal eder.
Yeter-sebep ilkesi her iddianın bir gerekçesi bulunması gerektiğini söyler; bu ilke olmadan kanıtlama ve temellendirme talebi anlamını yitirir.
Bir kavramın düşünme sırasında kimliğini koruması, başka bir kavrama dönüştürülmemesi özdeşlik ilkesinin gereğidir.
"Hem öyle hem değil" biçiminde bir ara durum önermek bu ilkeyle çelişir.
Yeter-sebep ilkesi her olayın bir nedeni bulunduğunu öngörür; tarihsel olayların da nedenleriyle açıklanması bu ilkeye dayanır.
Bir önerme ile değili arasında ortası olmayan tam bir ikiye ayrım, üçüncü halin imkansızlığı ilkesidir.
Bu yaklaşım, yalnızca iki değere izin veren üçüncü halin imkansızlığı ilkesini tartışmaya açmıştır.
Bir kavramın anlamının sabit tutulması özdeşlik ilkesinin gereğidir; anlam değişirse tanım tutarsızlaşır.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaması, her sonucun bir nedeni olduğu düşüncesini, yani duman görüldüğünde onun bir nedeninin bulunduğunu anlatır.
Bir nesnenin aynı zamanda ve aynı bakımdan hem bir niteliğe sahip hem de sahip olmadığını söylemek çelişkidir.
Bir önermenin doğruluğu ile yanlışlığının birlikte kabul edilememesi doğrudan bu ilkeye dayanır.
İki durumdan birinin kesin doğru olması üçüncü halin imkansızlığını, ikisinin birden doğru olamaması ise çelişmezliği gösterir.
Mantığa giriş (akıl ilkeleri) çalışırken ana odak kavram, kuram ve örnek ayrımı kurmaktır; önce kavramı, sonra tipik soru dilini ayır.